Özgürlük Neredesin?
12 Feb 2015
Ne Amerika’da, Ne Avrupa’da!
Ünlü Amerikan gazeteci ve ekonomi uzmanı Dr. Paul Craig Roberts Amerikan Merkez Banka sistemi FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın kuşkulu uygulamalarını ve amaçlarını araştırıyor. Eski Golman Sachs yöneticisi ve şimdiki Avrupa Merkez Bankası başkanı, kendisine politik anlamda yakın olan büyük bankalara ait, aslında satılmaz olan devlet tahvilleri ve değerli kâğıtlar satın almak için senede 720 milyar Avro bastırdığını açıkladığında, Avro derhal düşmeye başladı ama İsviçre Frangı’nın hisseleri yükseldi. ABD’de yapıldığı gibi Quantitave Easing/QE (aşırı miktarda para basmak) aracılığıyla zenginler daha da zengin oluyor. Bu tedbirin asıl amacı da budur zaten.
Profile photo of Paul Craig Roberts
Share
Durumu iyi olan finans kurumları ucuza aldıkları Yunanistan, İtayla, Portekiz ve İspanya’nın fazla beğenilmeyen devlet tahvillerini şimdi yükseltilmiş fiyatlara AMB’ye satacaklar. Avrupa’nın büyük bölümlerinde işsizlik sayısı ekonomi krizinden beri ayni sayıda kalırken ve birçok insan tasarruf politikası yüzünden dert görürken, hisseler yükseliyor - çünkü her ay yeni basılan 60 milyar Avro’nun büyük bir bölümünün hisse senetlerine yatırılması bekleniyor. Bütün bu basılan yeni paralar borsanın yakıtı. Bu para başka nereye akabilir? Bazıları bunun için İsviçre Frangı veya mevcut oldukça altın satın alacak; AMB matbaayı her şeyden önce, halkın sadece yüzde biri olan, hisse sahiplerinin servetini yükseltmek için çalıştırdı. Amerikan Merkez Banka sistemi FED ve AMB batıyı, her şeyin bir avuç aristokrata ait olduğu, bir zamana attı. Borsalar, merkez bankalarının piyasaya soktuğu paralarla, sunice şişirildi. Geleneksel düşünenler simdi hisse satın almayacak ve akıllı sermaye yatırımcıları zaten hiç almayacak. Ama artık mantıklı bir yöne doğru geri dönüş yok; merkez bankaları zenginlerden zenginler için yönetildiği için, son altı yılda mantıklı davranışın bir hata olduğu kanıtlandı. Bu, önceden tahmin edilemeyecek bir dönem için yozlaşmış spekülasyonun da temel ilkelere tutunmaktan daha başarılı çıkabileceğini gösteriyor. “The Failure of Laissez Faire Capitalism“ (Düzensiz Kapitalizmin Başarısızlığı) kitabımda Amerikan bankası Goldman Sachs’ın, yatırımcıları Yunan Devletine yüksek miktarda borç para vermeye yönelttiğini ispat ettim. Daha sonra Goldman Sachs yöneticileri yunan bankalarının kurtarılışını üstlenerek halka, yabancı yatırımcıları zarardan korumak için, zorla ağır tasarruf tedbirleri kabul ettirdi. Avrupa için yeni olan bu gelişmeden önce IMF Latin Amerika ve üçüncü dünya ülkelerinde sözünü pervasızca geçirdi bile. Bu davranışın prensipi her zaman aynı: Ecnebi yatırımcılar yabancı hükümetlere çok fazla borç verdiklerinde ve bu borçlar geri ödenemediğinde, bankerlerin yaptığı hatalar, daha yoksul toplum kesimlerini soyarak, düzeltilmeye çalışılıyor. Bunun için emeklilik, sosyal yardımları ve kamu hizmetleri için yapılan devlet harcamaları azaltılıyor, değerli kaynaklar ve devlet işletmeleri özelleştirilip değerinin çok altında yabancı yatırımcılara satılıyor ve borçlu ülkelerin hükümetleri Amerika’nın dış politikasını desteklemeye zorlandırılıyor. „Confessions of an Economic Hit Man“ (Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları) kitabında John Perkins bu sureci ayrıntılı şekilde tanımladı. Perkins’in kitabını okuduktan sonra, Amerika’nın ne kadar rüşvetçi ve vahşice hareket ettiğini bileceksiniz. Perkins bir ülkenin borçluluğunun, kendisini daha iyi soyabilmek için, bilerek meydana getirildiğini kanıtlıyor. Golman Sachs bunu Yunanistan’da yaptı - kasıtsız mı kasıtlı mı? Yunanların bunu anlaması uzun sürdü. Maalesef seçmenlerin yüzde 36,5’i, yükselen yoksulluk, yüksek işsizlik sayısı ve yükselen intihar oranı nedeniyle, uyandı. Seçmenlerin bu üçte biri Syriza’ya Yunanistan’da yapılan seçmeleri kazandırdı ve rüşvetçi Nea Dimokratia’yı azletti, çünkü onlar Yunan halkını yabancı bankalara teslim etmişti. Geçici secim sonucu onaylanırsa, Neo Dimokratia, Yunanları banksterlere kurban etmelerine rağmen, yine de oyların yüzde 27,7’sini almış olacak. Yunanistan’daki insanlar sık sık ilgileri için sokaklara dökülse de, halkın büyük bir yüzde oranında beyin yıkaması o kadar başarılı gerçekleştirildi ki, kendi ilgilerine karşı oy verdiler. Syriza bir şey değiştirebilecek mi? İşte bunun sonunu beklemek gerekiyor ama olası değil. Parti oyların yüzde 55, 65 veya hatta 75’ini alabilseydi, bir değişim daha da mümkün olabilirdi. Bu yüzde 36,5, daha yeterince Yunanın sıkıntılı durumlarının sebeplerinin farkına varmadıklarını ve kendilerini süper zengin banksterlere karşı savunmaya hazır olmadıklarını gösteriyor. Seçim sonucundan sonra, Yunan seçmenlerinin önemli bir yüzde oranı hâlâ ülkelerini yağmalanmaya karşı savunmaya hazır değil. Ayrıca Syriza’nın güçlü rakipleri var: Yunanistan’a yüksek miktarlarda borç para veren, hükümetlerinden azimlice destek gören, Alman ve Hollandalı bankalar, borç krizini üyelerinin egemenliklerini kısıtlamak için fırsat bilen Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği’ni bir sürü egemen olan tek devletlerden daha iyi kontrol edebilmeyi uman Washington. Hâlihazırda, kendisini satıyormuş gibi olan, batı basını Syriza’ya Yunanistan’ın Avro Topluluğuna olan üyeliğini, AB’den Neo Dimokratia yardımıyla zorla kabul ettirilen tasarruf tedbirlerini kaldırarak, tehlikeye sokmamasını “tavsiye” ediyor. Yunanistan, geçerli olan sözleşmeler gereği aslında AB’den ve Avro’dan çıkamamasına ve çıkarılamamasına rağmen, kovulmakla tehdit ediliyor. Yunanistan çıkartılmaktan memnun olması gerekiyor. Yunanistan’ın AB ve Avro’dan çıkartılması, başlarına gelebilecek en iyi şeydir. Kendi para birimi olmayan bir devlet egemen bir devlet değil, sadece daha üstün bir gücün vasılıdır. Kendi para birimi olmayan bir ülke bağımsızlığını kaybetmiştir. Büyük Britanya AB’ye üye olmasına rağmen kendi para birimini korudu ve bu nedenle AMB’den kontrol edilemiyor. Kendi parası olmayan bir devlet güçsüzdür. Aslında hiç mevcut değildir. ABD’nin Dolar’ı olmasaydı dünya sahnesinde başrol oynayamazlardı. AB ve Avro aldatma ve hile yapmanın sonucudur. Bunlar yüzünden üye ülkeler egemenliğini kaybetti. AB devletleri için “bağımsızlık” ve “demokrasi” artık sadece boş sözler. Tüm batı artık, hükümetleri kontrol eden, bu “yüzde bir” tarafından yağmalanmaya serbest bırakıldı. Amerikan seçkinleri, yüksek devlet borçlarına rağmen, Dolar dünya parası oldukça ve eski borçların ödenmesi için yüksek miktarda (değersiz) Dolar basıldıkça, yağmalamayı devam ettirebiliyor. ABD’de çalışanları yağmala, işyerlerini yurtdışına kaydırarak, bir hayli kolaylaştırıldı. Çoğu Amerikan şirketleri kazançlarını, başka şirketlerden satın alınamamak için, çoğaltmak adına üretimlerini kendi ya da Wall Street’in isteğiyle, yurtdışına çıkardı. Düşük isçi maliyeti daha yüksek kazançlar, artan hisseler, yönetime kocaman “performans primleri” ve hissedarlara artan kazançlar sağlıyor. Yurtdışına iş kaydırma ABD’nin gelir ve servet farklarını daha da büyüttü. Sermaye işi mağlup etti. Bir zamanlar iyi para kazanan kalifiye isçiler, şimdi işsiz ve Walmart ya da Home Depot’da (Amerikan yapı marketi) düşük maaşlı yarım gün işleriyle geçinmeye çalışıyor. Ekonomi uzmanları olduklarını ileri süren, Michael Porter ve Matthew Slaughter gibi şarlatanlar, ABD vatandaşlarına, kendileri tarafından icat edilen “New Economy” ile daha rahat ve temiz işlerle, hatta “tırnaklarını kirletmeden” bile, daha fazla para kazanabilme sözünü vermişti. Bu nedenle isçilerin, işlerinin yurtdışına kaydırılmasına sevinmeleri gerekiyormuş. Baştan beri kehanette bulunduğum gibi, “New Economy” yeni işyerleri getirmedi. Bunu yerine çalışanların sayısı şiddetle düştü, çünkü işsizler iş bulamıyor. Üretimdeki tam gün isleri, hizmet sağlayıcılar tarafından, yarım gün işlerine karşı değiştirilemez. Ayakta kalabilmek için bu tür işlerden, insanlara iki ya da üç tane gerekiyor. Ayrıca bu yarım gün işlerinde ne sağlık, ne de emeklilik sigortaları var. Haklı olmama ve “ekonomi uzmanlarının” yanılmalarına rağmen, işyerlerinin yer değiştirmesinde ve sendikaların parçalanmasında suç ortağı olan, satın alınmış palavracılar, bugün, işyerlerinin geri getirileceğini iddia ediyor, tabi ki herhangi kanıt gösteremeden. Propagandalarından sonra, şimdi “iş yerlerini eve döndürme” kampanyası başlatıldı. Bir bayan propagandacı son dört yılda ki geri getirme kotasının yüzde 1.775 olduğunu ve işyerlerinin sayısının eskiden 18 kat daha yüksek olduğunu iddia etti hatta. Çalışma bakanlığının aylık işyeri istatistiklerinde bu “eve döndürülen işyerlerini” boşuna arıyoruz. “Eve döndürme” dedikodusu sadece “serbest ticaret anlaşması ve işyerlerinin yurtdışına kaydırılmasından” Amerikan ekonomisi ve çalışan halk değil, sadece süper zenginlerin yararlanabildiğini gizlemek adına yapılan propagandadır. Eskiden başka ülkelerin vatandaşları gibi, simdi de Amerikanlar bağımlı ve köle haline getirildi, çünkü o aptallar kendilerine her gün yedirilen yalanlara inanıyor. Onlar Fox News, CNN ve diğer televizyon kanallarını izliyor, New York Times’ı okuyor (ve kendilerini iyi bilgilendirilmiş sanıyorlar). Amerikan medyalarının Amerikan halkının başına neler getirdiğini öğrenmek istiyorsanız, Howard Zinns’in “A People’s History of the United States“ (Bir Amerikan Halkı Hikâyesi) ve Oliver Stone ile Peter Kuznick’in „The Untold History of the United States“ (Amerika’nın Gizli Tarihi) kitaplarını okumalısınız. Ana akım medyaları, Amerikan hükümetine ve hükümeti arka plandan yöneten vurgunculara, halkı kontrol altında tutmaya yardım ediyor. Medyalar bize Afganistan’a saldırmamız gerektiğini yutturdu, çünkü, hiç bir kanıt olmadan 11 Eylül 2001 saldırılarıyla suçlanan Usame bin Ladin’i, orayı yöneten Taliban koruyormuş. Irak’a girmemiz gerektiğini iddia ettiler, çünkü Saddam Hüseyin, silah müfettişleri hiç bir şey bulamasa da, “kitle imha silahlarına” sahipmiş. Kısa ömürlü yalanlarla Kaddafi’nin devrilmesini istediler. Esad zehirli gaz kullandığı için devrilmeliymiş, asıl kullananlar “isyancılar” olsa da. Amerikan medyaları Rusya’yı Ukrayna’daki sorunlar için suçluyor ama ABD seçilmiş hükümetin yıkılışını gerçekleştirdi. Ruslar sadece Kırım’daki oy kullanma hakkına sahip olanların yüzde 97,6’sinin isteği üzerine Kırım ilhakını kabul etti; Kırım, Nikita Chruschtschow Ukrayna Sovyet Cumhuriyetine dahil edene kadar, yüzyıllarca Rus toprağıydı. Savaş, savaş, Washington sadece savaş pesinde ki, Amerika’nın gayri safi yurtiçi hasılasının en büyük payına sahip, Wall Street ve Israil lobisiyle seçim kampanyalarında en çok bağışlarda bulunan askeri-güvenlik karmaşığı, kendisini daha da zenginleştirebilsin. Yayılan yalanlara karşı çıkan tüm insanlar veya organizasyonlara çamur atılıyor. Amerikan radyo televizyon kurulunun yeni müdürü Andrew Leck geçen hafta, Russia Today’in internet servisini Boko Haram (http://tr.wikipedia.org/wiki/Boko_Haram) ve İŞİD’le eşitledi. Bu anlamsız suçlama sadece RT sitesinin Amerika’da yasaklanmasının ön adımı; kısa zaman önce Washington’un kuklası olan İngiliz hükümeti İran kanalı Press TV’nin internet sitesini yasakladı. Amerikalılar ve İngilizler sadece “hükümetlerine” uygun haberlere ulaşabilmesi gerek. Bugünlerde batın bunu “özgürlük” olarak görüyor.12
Profile photo of Paul Craig Roberts

Paul Craig Roberts

US-amerikanischer Ökonom und Publizist u. ehem. Vize-Finanzminister unter Reagan sowie früherer Mitherausgeber und Kolumnist des Wall Street Journal. Er wurde bei 30 Anlässen über Themen der Wirtschaftspolitik im Kongress um seine Expertise gebeten.


Hat Ihnen der Artikel gefallen?
FREE21 steht für nicht embeddeter, crowdfinanzierter Journalismus. Helfen Sie uns noch besser zu werden und unterstützen Sie uns! Jeder Euro fließt in die unabhängige journalistische Arbeit.
einmalig
Spenden
.
Jetzt fördern
Mitglied werden!
.
Magazin
.
Überweisung
GLS Bank
Kontoinhaber:
Verein zur Förderung unabhängiger journalistischer Berichterstattung e.V.
IBAN: x-2100
Name der Bank: GLS Gemeinschaftsbank eG
BIC: GENODEM1GLS
Kommentar schreiben
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!